mudanyamuhabiriz
28 Ocak Veri Koruma Günü kapsamında dijital çağın en stratejik unsurlarından biri haline gelen verinin nasıl üretildiği, nasıl anlamlandırıldığı ve bireyler açısından hangi riskleri barındırdığı yeniden gündeme geldi.
Kişisel verilerin en çok risk altında olduğu alanlara dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi Kurumsal Büyük Veri Koordinatörü Hakan Özdemir, “En büyük risk, kaynağı belirsiz mobil uygulamalar ve açık Wi-Fi ağlarında. Bireylerin en sık yaptığı hata ‘siber hijyen’ eksikliğidir; yani doğum tarihi gibi tahmin edilebilir şifreler kullanmak ve her uygulamaya düşünmeden kamera/rehber erişim izni vermektir.” dedi.
Ücretsiz uygulamaların işleyişine dair önemli bir hatırlatmada bulunan Özdemir, “Dijital ekonomide ‘bedava’ diye bir kavram yoktur, ‘takas’ vardır. Bir navigasyon uygulamasını ücretsiz kullanırsınız, karşılığında konum verinizi ve sürüş alışkanlıklarınızı verirsiniz. Bir mesajlaşma uygulamasını ücretsiz kullanırsınız, kiminle ne sıklıkla konuştuğunuzun bilgisini verirsiniz. Bu platformlar, kullanıcıyı bir ‘müşteri’ olarak değil, reklam verenlere sunulacak bir ‘hedef kitle’ olarak görür. Kısacası, hizmetin bedelini kredi kartımızla değil, mahremiyetimizle ödüyoruz.” diye konuştu.
Üsküdar Üniversitesi Kurumsal Büyük Veri Koordinatörü Hakan Özdemir, 28 Ocak Veri Koruma Günü kapsamında verinin yalnızca toplanmasının değil, doğru şekilde anlamlandırılmasının da hayati önemde olduğunu anlattı.
Veri, dijital çağın yeni petrolü
Verinin neden “yeni petrol” olarak tanımlandığını açıklayan Hakan Özdemir, “Sanayi devriminde petrol, makineleri çalıştıran ve ekonomiyi büyüten ana güçtü. Dijital devrimde ise bu güç ‘veri’dir. Ancak veriyi petrolden ayıran önemli bir fark vardır. Petrol kullanıldıkça tükenir, veri ise kullanıldıkça çoğalır ve değerlenir. Günümüzde finans, sağlık, e-ticaret ve ulaşım gibi sektörlerin tamamı, kararlarını artık sezgilerle değil, işlenmiş verilerle alıyor. Ham veri değersiz bir sayı yığınıdır; ancak işlendiğinde ‘bilgiye’ ve ‘içgörüye’ dönüşerek şirketlere ve ülkelere rekabet üstünlüğü sağlar.” dedi.
Asıl veri, farkında olmadan ürettiklerimiz
Bireylerin büyük kısmının yalnızca sosyal medyada paylaşım yaptığında veri ürettiğini düşündüğünü ifade eden Hakan Özdemir, “Biz sadece fotoğraf paylaştığımızda veya mesaj attığımızda veri ürettiğimizi sanıyoruz. Oysa ‘pasif veri’ dediğimiz devasa bir trafik var. Akıllı saatimizden kalp ritmimiz, navigasyondan hızımız, e-ticaret sitelerinde fareyi hangi ürünün üzerinde ne kadar beklettiğimiz bile kaydediliyor. Özellikle ‘Nesnelerin İnterneti’ (IoT) dediğimiz akıllı ev cihazlarının yaygınlaşmasıyla, dijital ayak izimiz artık evimizin içine kadar girdi. Ürettiğimiz verinin büyük çoğunluğu, biz ekranı kapattıktan sonra arka planda akmaya devam ediyor.” diye konuştu.
Miktar değil, anlam önemli
Veriyi değerli kılan unsurun miktar değil anlam olduğunu vurgulayan Hakan Özdemir, “Geçmişte ‘Ne kadar çok verimiz varsa o kadar iyi’ anlayışı (Big Data) hakimdi. Bugün ise ‘Doğru ve temiz veri’ (Smart Data) dönemi başladı. Milyarlarca gereksiz veri satırı, sistemi yavaşlatmaktan başka işe yaramaz. Önemli olan, veriler arasındaki ilişkileri kurabilmek ve bir sonraki adımı öngörebilmektir. Bir marketin milyonlarca fiş bilgisine sahip olması değil; o fişlerden yola çıkarak müşterinin bebeğinin doğduğunu anlayıp ona uygun teklif sunabilmesi veriyi değerli kılar.” şeklinde konuştu.
Siber hijyen eksikliğine dikkat!
Kişisel verilerin en çok risk altında olduğu alanlara da dikkat çeken Hakan Özdemir, şöyle devam etti:
“En büyük risk, kaynağı belirsiz mobil uygulamalar ve açık Wi-Fi ağlarında. Özellikle son dönemde popüler olan, fotoğrafınızı yükleyip sizi farklı karakterlere dönüştüren eğlence uygulamaları, aslında dünyanın en büyük biyometrik veri havuzlarını oluşturuyor. Bireylerin en sık yaptığı hata ise ‘siber hijyen’ eksikliğidir; yani doğum tarihi gibi tahmin edilebilir şifreler kullanmak ve her uygulamaya düşünmeden kamera/rehber erişim izni vermektir.”


