Erdoğan Paçin/muhabiriz.com
Bir insanı en çok ne kırar, diye sorarsanız; cevabım net: vefasızlık.
Zaman geçer, insanlar değişir. Bunu biliriz, buna razıyız. Ama insan, en çok da elinden tuttuğu, en zor zamanlarında yanında olduğu kişiler tarafından unutulduğunda sarsılır. Bir tebessümle başlanan dostlukların, bir selamı çok gören suskunluklara dönüşmesi… İşte orada başlar insanın içindeki sessiz çöküş.
Vefa, sadece bir semt adı değildir. Eskiden bu sözü duymak, biraz tebessüm ettirirdi; şimdi sadece burukluk bırakıyor. Çünkü gitgide daha az rastlanır oldu vefalı insanlara. Oysa vefa, sadakatin, hatırlamanın, sahip çıkmanın adıdır. Vefasızlık ise tam tersi: unutmanın, görmezden gelmenin, bir zamanlar “canım” denilenleri hiç tanımamış gibi davranmanın diğer yüzüdür.
Ne garip değil mi? Bir zamanlar hayatımızda çok önemli yer tutan kişiler, bugün bir selamı bile esirgeyebiliyor. Teknolojiyle hızlanan iletişim çağında, insan ilişkileri ironik bir şekilde daha da yüzeyselleşti. Artık kimse kimseye bağlanmak istemiyor, kimse yük almak istemiyor. Anlık duygularla kurulan bağlar, aynı hızla yok olup gidiyor. Geriye ise kırgınlıklar ve içe gömülen sitemler kalıyor.
Oysa insan, insanla var olur. Bir gönülde yer edinmek, bir hatırayı yaşatmak, bir iyiliği unutmamak… İşte bunlar insan kalabilmenin küçük ama değerli göstergeleridir. Vefasızlık, sadece unutmak değil; aynı zamanda yapılan iyiliği, geçirilen zamanı, paylaşılan acıyı, gülüşleri hiçe saymaktır.
Bugün belki çok yoğunuz, belki meşgulüz, belki de duygularımızı saklamaya alıştık. Ama ne olursa olsun; bize bir zamanlar iyiliği dokunmuş birini arayıp hâlini hatırını sormak, geçmişte emek veren bir öğretmene, dostumuza ya da büyüğümüze bir teşekkür etmek… Bunlar hâlâ çok kıymetli.
Unutmayın; vefa bir lütuf değil, bir erdemdir. Vefasızlık ise sadece başkalarını değil, bizi de yoksullaştırır. Çünkü kimse, unutulmayı hak etmez.


