
MUHABİRİZ.COM –
Ağız kuruluğunun özellikle sıcak havalarda ve yetersiz sıvı tüketiminde sık görülebildiğini belirten uzmanlar, ancak bu durumun her zaman basit bir susuzluk belirtisi olmayabileceğini söylüyor. Sürekli su içme ihtiyacı, gece ağız kuruluğu nedeniyle uyanma ve yutma güçlüğü gibi şikâyetlerin altta yatan başka sağlık sorunlarına işaret edebileceğine dikkat çeken Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, şikâyetlerin birkaç haftadan uzun sürmesi halinde ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, ağız kuruluğunu yalnızca su içerek gidermeye çalışmak yerine gerekli sağlık değerlendirmesinin yapılmasını önerdi.
Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, ağız kuruluğunun nedenleri, başka hastalıklarla ilişkisi ve tedavi yaklaşımı hakkında açıklamalarda bulundu.
Ağız Kuruluğu Her Zaman Sıcak Hava veya Az Su Tüketiminden Kaynaklanmaz
Ağız kuruluğunun, tükürük bezlerinin yeterli miktarda tükürük üretememesi sonucu ağız içinde kuruluk hissedilmesi durumu olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, tıbbi adı “kserostomi” olan bu durumun sadece susuz kalmaktan ibaret olmadığını söyledi.
Sıcak havalarda veya yetersiz sıvı alımında geçici ağız kuruluğu görülebileceğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, sürekli su içme ihtiyacı hissediliyorsa ve bu durum uzun süre devam ediyorsa altta yatan nedenin mutlaka araştırılması gerektiğini belirtti.
Yavuz, ağız kuruluğunun diyabet, tiroit hastalıkları, Sjögren sendromu gibi bağışıklık sistemi hastalıkları, bazı nörolojik hastalıklar, radyoterapi öyküsü ve çok sayıda ilacın yan etkisi nedeniyle ortaya çıkabileceğini ifade etti.
Özellikle tansiyon ilaçları, antidepresanlar, alerji ilaçları ve bazı idrar söktürücülerin ağız kuruluğuna neden olabileceğini belirten Yavuz, sürekli su içme ihtiyacının her zaman sıcak hava veya az su tüketiminden kaynaklanmadığını ve uzun sürmesi halinde sağlık değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
Ağız Kuruluğu Ağız Sağlığı İçin de Önemli Bir Risk
Tükürüğün ağız sağlığının en önemli doğal koruyucularından biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, tükürüğün yalnızca ağzı ıslatan bir sıvı olmadığını, çok önemli görevleri bulunduğunu ifade etti.
Dr. Öğr. Üyesi Yavuz şu açıklamayı yaptı:
“Tükürük ağız içini sürekli temizler ve yiyecek artıklarını uzaklaştırır, asitleri nötralize ederek diş minesini korur, dişlerin yeniden mineral kazanmasını sağlar, zararlı bakteri ve mantarların çoğalmasını sınırlar, konuşmayı, çiğnemeyi ve yutmayı kolaylaştırır. Tükürük miktarı azaldığında bu doğal savunma mekanizması bozulur. Bunun sonucunda özellikle dişlerin boyun bölgelerinde ve kök yüzeylerinde çürükler daha hızlı gelişebilir. Diş eti iltihapları kolaylaşır, ağız kokusu belirginleşir ve ağız içinde özellikle Candida mantarına bağlı enfeksiyonlar daha sık görülür. Bu nedenle ağız kuruluğu yalnızca konforu etkileyen bir şikâyet değil, ağız sağlığını tehdit eden önemli bir risk faktörüdür.”
Gece Uyandıran ve Yutmayı Zorlaştıran Ağız Kuruluğu Hafife Alınmamalı
Geçici ağız kuruluğunun çoğu zaman önemli olmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, ancak bazı belirtiler bulunması halinde durumun diş hekimi veya ilgili hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Yavuz, özellikle şu şikâyetlere dikkat çekti:
- Gece ağız kuruluğu nedeniyle sık sık uyanmak
- Sürekli su içmeden konuşamamak
- Yutma güçlüğü yaşamak
- Dilde yanma veya çatlaklar oluşması
- Dudaklarda sürekli çatlama
- Ağız içinde sık mantar enfeksiyonu gelişmesi
- Çok kısa sürede birden fazla diş çürüğü oluşması
- Sürekli ağız kokusu olması
Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, bu şikâyetlerin birkaç haftadan uzun sürmesi halinde ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, erken dönemde tanı konulmasının hem altta yatan hastalığın belirlenmesini hem de ağız dokularının korunmasını sağlayacağını söyledi.
Ağız Kuruluğunu Sadece Su İçerek Gidermeye Çalışmayın
Ağız kuruluğu yaşayan kişilerin en sık yaptığı hatalardan birinin, sorunu sadece su içerek çözmeye çalışmak olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, suyun geçici rahatlama sağladığını ancak tükürük bezlerinin yetersiz çalışmasını tedavi etmediğini ifade etti.
Bir diğer hatanın ise alkol içeren ağız gargaralarının sık kullanılması olduğunu kaydeden Yavuz, bu ürünlerin ağız kuruluğunu daha da artırabileceğini söyledi.
Şekersiz ve tercihen ksilitol içeren sakızların bazı kişilerde tükürük akışını artırarak fayda sağlayabileceğini belirten Yavuz, ancak tükürük bezleri ciddi şekilde etkilenmiş hastalarda bunun tek başına yeterli olmayacağını ifade etti.
Ayrıca çok fazla kahve tüketmek, sigara kullanmak, ağızdan nefes almak ve şekerli içecekleri sık tüketmenin de ağız kuruluğunu artırabilen alışkanlıklar olduğunu belirtti.
Tedavide doğru yaklaşımın; ağız hijyeninin iyi sağlanması, florür desteği, uygun nemlendirici ürünlerin kullanılması ve gerektiğinde tükürük yerine geçen preparatlardan yararlanılması olduğunu aktardı.
Ağız Kuruluğu Çoğu Zaman Başka Bir Sağlık Sorununun Belirtisi
Ağız kuruluğunda tedavinin ilk basamağının nedenin doğru belirlenmesi olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, ağız kuruluğunun çoğu zaman tek başına bir hastalık olmadığını, başka bir sağlık sorununun belirtisi olabileceğini söyledi.
Tedavi planı oluşturulurken kullanılan ilaçların gözden geçirildiğini, sistemik hastalıkların değerlendirildiğini ve tükürük bezlerinin fonksiyonlarının incelendiğini belirten Yavuz, gerekli görüldüğünde ilgili branşlarla iş birliği yapıldığını ifade etti.
Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kullanılan ilaçlar gözden geçirilir, sistemik hastalıklar değerlendirilir. Tükürük bezlerinin fonksiyonları incelenir, gerekli görüldüğünde ilgili branşlarla iş birliği yapılır. Bunun yanında hastaya bol sıvı tüketmesi, alkol ve sigaradan uzak durması, şekersiz sakız kullanması, florürlü diş macunu tercih etmesi ve düzenli diş hekimi kontrollerini aksatmaması önerilir. Bazı hastalarda tükürük üretimini artıran ilaçlardan veya yapay tükürük ürünlerinden de yararlanılabilir. Unutulmamalıdır ki ağız kuruluğu erken dönemde tedavi edildiğinde hem yaşam kalitesi artar hem de diş çürükleri, diş eti hastalıkları ve ağız enfeksiyonları gibi ciddi komplikasyonların önüne geçilebilir.”


